1. HABERLERİ

  2. 7 KİTAP YAZDI
7 KİTAP YAZDI

7 KİTAP YAZDI

Oluşum Gazetesi İmtiyaz Sahibi Meral Ay’ın daveti ile Ay Medya Grup’a gelen ve hem yeni kitabını, hem önceki kitaplarını hem de tüm kadınlarımıza örnek olabilecek, boşa geçmemiş bir hayatı anlatan Bilge Kazaz’ın son kitabı ‘5 Kuşak Şiir’de, kendi yazdığı ve tamamı 40 yaşından sonra yazılmış şiirlerinin dışında, kendisinden önceki 3, kendisinden sonraki 1 kuşağın da şiirleri bulunuyor.

A+A-

Kazaz’ın büyük dedeleri Müftü Bahaeddin Efendi (Hayret), Mehmet Nizamettin Efendi ve Amcası Dr. Nizamettin Özgül Bilge Kazaz öncesi kuşağın şairleri olarak kitapta yer bulurken, Kazaz’ın yeğeni Yasemin Özgül Pazarçeviren ve şiirleri de kitaba son kuşağı temsilen girmiş.

 
HEDEFLEDİĞİ HER KIYIYA ULAŞTI
Bir şiirinde;
“Boğuluyorum
kaygılarımın denizinde,
ulaşamıyorum kıyıya”
dese de, Bilge Kazaz’ı tanıyanlar O’nu, hedeflediği her kıyıya ulaşmayı başarabilmiş örnek bir Gaziantep Hanımefendisi olarak tanımlıyor.
 
“Bizim zamanımız” demeyi sevmediğini ifade eden Kazaz geçmişten bu güne uzanan günleri “yaşanan zamanlar” olarak ifade ediyor ve anlattığı her anısını kıymetli bir mücevhere bakar gibi ifade ederken “1943 yılında doğdum. Evimiz çok güzel bir Antep eviydi ve bizler Hayad (Antep evi avlu ve bahçesi) çocuklarıydık. Aynı hayad içinde iki ayrı merdivenle çıkılan iki ev vardı. Birinde biz diğerinde amcamlar otururdu. ‘Alt ev’ dediğimiz, giriş katta da dedemler yaşardı. Çocukluğum ve gençliğim bu Hayad’da geçti. Doktor olan amcamın sehpalı bir fotoğraf makinesi vardı. Hafta sonları gittiğimiz köyümüzde, bir aile bireyi gibi bu fotoğraf makinesi de hep bizimle olurdu. Amcam bize fotoğraf çekmek için poz verdirip hazırladıktan sonra, kendisi zaman ayarlı deklanşöre basar ve yanımıza koşardı. Amcam fotoğrafa yetişemeyecek diye korktuğumu hatırlarım. Tabi şimdi gülerek anlatıyorum ama bizim için önemli bir ritüeldi. O zaman çekilen fotoğraflardakilerin çoğunu kaybetmemize rağmen şimdi, o fotoğraflara bakıp, anılarımızı tazeliyoruz. Ayrıca amcamın tıbbiyede okurken ve askerlik yaptığı yıllardan babama gönderdiği fotoğraflar var. Bunların hepsi ayrı albümlerde dururdu. Niye anlatıyorum bunu biliyor musunuz? O fotoğrafların arkasına yazılan notlar var. Hala durur. O notlar benim belki de edebiyatla ve güzel yazı ile ilk tanışmamdır. Sonrasında Kız Estitüsü günlerime girdiğim yarışmalar, yazdığım kompozisyonlar, öğretmenlerimin teşvik ve desteği var tabi. Ama o fotoğrafların arkasına yazılan, özenli, sevgi ve saygı dolu mesajlar benim için çok değerlidir. Ailem eğitime çok önem veren kız çocuklarının da eğitim almasını destekleyen Atatürk sevgisiyle dolu, O’nun değerlerini özümsemiş bir aileydi. Ben Kız Estitüsüne gittim. Fakat Kız Enstitüsü bütün nazari derslerin verildiği, ek olarak da dikiş, nakış gibi eğitimlerin verildiği, sonunda yüksek okul hakkı olan, tam gün eğitim veren zor bir okuldu. Antep’in pek çok önemli ismi bu enstitüden yetişmiştir. Çok disiplinli bir okuldu. Eğiten ve öğreten bir okul. Mesela ben okula yeni başladığım dönemlerde, Nadir Gül isimli bir Türkçe öğretmenimin sorusuna geç kalmamak için ayağa kalkmaya çalışırken bir yandan da cevap vermiştim. Ayağa kalkmadan konuştuğum için bütün gün ayakta bekleme cezası almıştım. Cezam bitene kadar ağlayarak ayakta durmuştum. Saygıya ve eğitime böyle önem veren bir okuldu. Sonrasında Nadir Gül en sevdiğim, beni çok seven ve destekleyen bir öğretmenim olmuştur. Beni defalarca kez alkışlatmıştır. Kompozisyon yarışmalarına katılmamı teşvik ederdi. İlk edebiyat tohumları o dönemde atılmıştır.” sözlerini kullanıyor.
 
 
BU ÇÖLÜ BENİM CANLANDIRMAM GEREKİYORDU
Evlatlarımın büyüyüp yuvadan ayrılmasını hayatının çöle dönmesi olarak ifade eden Kazaz,
“Okulum bitince Ali Kazaz beyefendi ile evlendim. Gaziantep’in ilk mali müşaviriydi. 3 çocuğum oldu. Çocuklarımı büyüttüm. Hepsi üniversite bitirdi. Yuvadan uçtu. İşte o zaman hayatımın bir çöle döndüğünü hissettim. Bu çölü yine benim canlandırmam gerekiyordu. Ne yapabilirim diye düşünürken, okul yıllarıma döndüm. Şiir yazmak istedim. O sıralarda elime Nazım Hikmet’in ‘Kuvayi Milliye Destanı’ geçti. Okudum. Çok etkilendim. Asla bir Nazım Hikmet’le boy ölçüşemem ama onun kitaplarından feyz alarak kendi kahramanlarımı yaratmaya karar verdim. Nazım Hikmet hiç görmediği, yaşamadığı, tanımadığı Antep’in destanını ve Karayılan’ları yazmıştı. Ben de kendi kahramanlarımı yazacaktım. Yazmaya böylece başladım. İlk olarak Apardım Ahmet’i yazmaya karar verdim. Kızıyla görüştüm. Bu arada şiir denemeleri yapıyordum. İlk kez destan yazmaya karar verdim. Kitabım çıktı. Beğenildi. Ardından Antep Harbi Destanını yazmaya karar verdim. Karayılan, Şahinbey, Şehitkamil zaten biliniyordu. Ben bilinmeyen, hikayeyi, yazılmamış kahramanları yazmak istedim. Mesela Yıldırım Kamil. Yıldırım Kamil’i araştırırken kızına ulaştım. Bilgi ve belgeler aldım. Bu arada Lohanlı ve Özdemir Bey Mucizesi’ni yazdım. İmalat-ı Harbiye Fabrikasını yazdım. Şehit kızlarının çalıştırıldığı fabrikayı yazdım. O fabrikada tamir edilen tüfeklerin, yapılan mermilerin Kurtuluş Savaşına verdiği katkıyı yazdım. Sonra Yıdırım Kamil’i yazdım tabi. Bu kitabı yazmam tam 10 yıl sürdü. Doğru bilgilerle, doğru bir destan yazmak için 10 yıl uğraştım. Gaziantep’in eğitim tarihini anlatan fotoğraflar ve bilgilerle bir kitap yaptım. Bunların her birisi ayrı hikaye. Anlatmaya kalksam değil gazete, kitap çıkarmak gerekir. Genel olarak söylersem ‘5 Kuşak Şiir’ benim 7’inci kitabım. Ben kitaplarımı hiç satmadım. Okuyacak insanlara hediye ettim. Bu da öyle.” dedi.
 
GÜZEL AMA YETERLİ DEĞİL
Gaziantep’in yakın geçmişte kültür, sanat ve edebiyata daha çok önem verdiğini ifade eden Kazaz “Şu anda güzel şeyler var ama yeterli değil. Bu konularda şu an nüfusu ve ekonomisi Gaziantep kadar olmayan bazı illerden gerideyiz. Tiyatrolar, konserler, etkinlikler keşke daha çok olsa. Yakın geçmişte Kültür Sanat Edebiyat Derneğimiz vardı. Ben oradan çok faydalandım. Okuma günlerimiz olurdu. Çok faydalıydı. Sanata yapılan hiçbir yatırım boşa gitmez.” dedi.
 
YOLUNUZ ATATÜRK YOLU OLSUN

Ev hanımlarına asla ev işleriyle yetinmemelerini öneren Kazaz, “Ne yapabileceklerini düşünsünler. Mutlaka zamanları ve yapacakları çok şey vardır. Kabul günleri, çaya gitmek güzel belki ama ben ev hanımı olarak bunları yaptıysam, herkes yapar. Kadınların yaptığı her iş güzelleşiyor. Özellikle genç kadınlar hatta gençlerin tamamına, şiir okuyun diyorum. Öğrenin diyorum. Yolunuz Atatürk yolu olsun, diyorum. O’nun içinde herşey var zaten.” Sözleri ile son noktayı koydu.

Önceki ve Sonraki Haberler