Gaziantep Oluşum | www.gaziantepolusum.com
 
HAYAT SENDEN NE ALDI...
6/1/2019
Burcu Besle


Her nefes alişverişimde bana bu hayati bahşettiği için Yüce Rabbi- me binlerce şükür!..
Âşik Veysel ariflerin deminde ha- yati ne de güzel tanimlamiş: “Şa- şar Veysel işbu hale / Gahi ağlaya gahi güle / Yetişmek için menzile / Gidiyorum gündüz gece” Ağlaya güle tamamliyoruz işte ömrümü- zü. Vakta ki içine girdik bilmeden, anlamak hâli üzere tanimlama- ya çalişiriz benimizi, dünyamizi, insanimizi ve ahir ötesini. Hz. Mevlânâ’nin bakişiyla bir pergelin sabit merkezine duçar olmuş dö- nüp duruyoruz. Her devrin ma- nasi hikmetince payimiza düşeni yaşiyoruz; gerisi ne gam!.

İster bildiğimiz, ister bildiğimizi sandiğimiz yahut da zerresini fark edemeden yola revân olduğumuz bu kainat seyahatimizde yarati- lişimizin manasi gereği özümü- zü, benliğimizi bulma gayretine, telaşina giriyoruz. Gemi yükünü doldurmuş, kainat denizinde yol almiş zaman mekan dinlemeden ilerlemekte; biz kendi telaşlarimiz içerisinde bir noktaya ulaşama- miş, tamamlanamamiş bir cümle misali başimizi o taştan bu taşa vurup duruyoruz. İnsanoğlu za- mana, mekana siğmiyor. Taşma sillesinde ama; kendi hacminin farkina varamadan okyanusta bir damla misali kendince taşip du- ruyor. Oysa diriğ olma o okyanu- sun bir damlasi olmanin farkina varabilmekte değil mi?

Günümüz insani olmadan olma derdinde.
Yanmadan yanma derdinde. Ne kelimesinde ne de cümlesinde aşk var! Aşk olmadan, yanmadan, olmadan, hallenmeden nereye varacağiz? Sir toprakta, sir yap- rakta, sir ölümde, sir Hakk’a doğ- ru olmakta, sir Yunus olmakta, sir insan olmakta ve de sir hayatin içinde, ta kendisinde.

O zaman soralim bugünün in- sanina, kendimize: “Ne kadar hayatin içindeyiz? Hayat bize ne verdi, biz ne veriyoruz?” İna- nir misiniz, verme eylemli hiçbir soruya hiçbir ademoğlu cevap veremeyecektir. Oysa sorumuz, “Hayat senden ne aldi, sen hayat- tan ne aldin?” deyince verilen ce- vaplar benliğin şaşkinliğinda hep

müdafî olacakti.
Ne aldi, dendiğinde hayat her şeyin sorumlusu olacak; zavalli insan hep kader vurgunu olarak tüm yükü hayata atacakti.

illerimiz, dillerimiz kilitlenmiş, mühürlenmiş; kardeşlerimiz ateşler içerisinde yanarken biz gaflet içerisinde dalmiş gitmiş basitliğimizin körlüğünde hiçbir şey yaşanmamiş gibi sahte ah- lar, vahlar içerisinde geçinip gi- diyoruz. Cehaletin karanliğinda, güneşin işiklarinin hiç görülme- diği, penceresiz kapisiz kafalarda vahşet tüm izdirabini yaşatiyor insanliğa. Kendi penceremiz- den baktiğimizda göremediği- miz hayat gerçekleri aslinda ait olduğumuz coğrafyayi tümüy- le kuşatmiş yakmakta. İnsanlik yanmakta, biz sari çiçeğin de- recesinde faniliğimizin, zayifli- ğimizin, bîçareliğimizin farkina varmadan, varamadan “toprak, yaprak, ölüm, Hak, insan, hayat” sözcüklerinin manasindan, hik- metinden hiç nasiplenmeden geçip gidiyoruz bu devran üzre. Sürü üstüne sürü yiğinlari ara- sinda kayboluyoruz. Televizyo- nu her açişimda yahut radyodan geçilen her bir haber başliğinda cehennemî sözcüklerle her dem temas halindeyiz. Şiddet, aci, elem, gözyaşi!..

Buna rağmen gaflet içerisinde besmelesiz, şükürsüz, duasiz za- manlarda nereye gittiğimizi bil- meden almiş başimizi gidiyoruz. Hayat bir nefestir. Hayatin ma- nasi Kanuni hükmünde “bir nefes sihhat” üzeredir. Bir nefes sihhat, o nefesin hakkini verircesine aşk- la demlenmektedir. Kelam üzere sevmektir, hissetmektir, uyan- maktir, dirilmektir. Ve de ver- mektir, verdikçe hakkini teslim etmektir. Emektir, emek hikme- tince anlamaktir, paylaşmaktir. Hak’ta “Bir”lenmektir. Bir olma- nin hikmetinde teslim olmaktir...

 

 
Diğer Yazılar
Yazarlar